|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2006/121
Karar Sayısı
: 2009/90
Karar Günü :
18.6.2009
İPTAL DAVASINI AÇAN : Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet SEZER
İPTAL DAVASININ KONUSU : 12.4.1991 günlü ve 3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanunu’nun;
1-) 6. maddesinin,
29.6.2006 günlü, 5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle değiştirilen dördüncü
fıkrasının,
2-) 7. maddesinin ikinci
fıkrasının 29.6.2006 günlü, 5532 sayılı Yasa’nın 6. maddesiyle değiştirilen
üçüncü ve dördüncü tümcelerinin,
3-) 6. maddesine 5532
sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen fıkranın,
Anayasa’nın 13.,
26., 28. ve 38. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I-
İPTAL İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“ 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın,
- 6. maddesinin, 5532
sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle değişik dördüncü fıkrasında, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin basın ve yayın
yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine
iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak,
yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin
gündür.”,
- 5532 sayılı Yasa’nın 6. maddesiyle değişik 7.
maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinde de,
“Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun
işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da
bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına
hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin gündür.”
kurallarına yer verilmiştir.
a- Düzenlemelerde,
- Ad ve kimlik belirterek ya da belirtmeyerek kime
yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak biçimde kişilere karşı terör
örgütleri tarafından suç işleneceğini ya da terörle mücadelede görev almış
kamu görevlilerinin kimliklerini açıklama, yayınlama ya da bu yolla
kişileri hedef gösterme,
- Terör örgütlerinin bildiri ya da açıklamalarını
basama ya da yayınlama,
- Yasa’nın 14. maddesine aykırı olarak muhbirlerin kimliklerini açıklama
yada yayınlama,
- Terör örgütünün propagandasını yapma,
Suçlarının basın ve yayın yoluyla işlenmesi
durumunda, “suçun işlenişine iştirak etmemiş olan” sahipleri ve yayın
sorumlularına adli para cezası verilmesi öngörülmüştür.
Kurallarda açıkça belirtildiği gibi, yukarıda yer
verilen suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda, suçun
işlenişine iştirak etmemiş olsa da, basın yayın organlarının sahipleri ve
yayın sorumluları cezalandırılmaktadır.
Anayasa’nın 38. maddesinin yedinci fıkrasında, ceza
sorumluluğunun kişisel olduğu belirtilmiştir. Bu ilkeyle, suçu kim
işlemişse cezanın yalnız ona hükmedilip uygulanması, başkalarının o suçtan
dolayı cezalandırılmaması amaçlanmıştır. Başka bir deyişle, bu ilkeyle,
ceza sorumluluğunun “kusura” dayalı olması gerektiği anlatılmaktadır.
Anayasa’nın basın özgürlüğüne ilişkin 28.
maddesinin dördüncü fıkrasında,
- Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve ulusuyla
bölünmez bütünlüğünü tehdit eden, suç işlemeye, ayaklanmaya ya da isyana
özendirir nitelikte olan ya da Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan
her türlü haber ya da yazıyı yazanlar, bastıranlar ya da aynı amaçla
basanlar, başkasına verenlerin, bu suçlara ait yasa kuralları uyarınca
sorumlu olacakları belirtilmiştir.
Görüldüğü gibi, ceza sorumluluğunun kişiselliği
ilkesine uygun olarak, bu kuralda sorumlu tutulanlar, yalnızca suç
oluşturan haber ya da yazıyı yazan, bastıran, basan ya da başkasına
verenlerdir.
Ceza sorumluluğunun kişiselliği ilkesine 1961
Anayasası’nın 33. maddesinde de yer verilmiştir. Maddenin gerekçesinde,
“Esasen bu kaidenin Anayasa’ya konulması sayesinde,
basın davalarında yazı veya karikatürlerin müelliflerinden ve haberi
vericisinden gayri kimselerin (gazete sahip ve yazı işleri müdürlerinin) rasgele cezalandırılmasını derpiş eden kanun hükümleri
bertaraf edilmiş olacaktır.”
Denilerek, bu ilkenin, basın ve yayın organlarının
sahipleri ve yayın sorumlularının, başkalarının eylemlerinden dolayı
cezalandırılmalarına engel oluşturduğu açıklanmıştır.
Oysa yukarıda yer verilen kurallara göre, suçun
işlenişine iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahipleri ve
yayın sorumluları başkasının eylemi nedeniyle ceza sorumluluğunun altına
sokulmaktadır ki, bunun, “ceza sorumluluğunun kişiselliği” ilkesiyle bağdaşmadığı
açıktır.
Bu nedenle, 3713 sayılı Yasa’nın,
- 6. maddesinin, 5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle
değişik dördüncü fıkrası ile,
- 5532 sayılı Yasa’nın 6. maddesiyle değişik 7.
maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümceleri,
Anayasa’nın 38. maddesine aykırı düşmektedir.
b- Öte yandan, düzenlemelerde, suç oluşturan
eylemlerin basın ve yayın organlarınca işlenmesi durumunda, suçun
işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında bin
günden onbin güne kadar adli para cezasına
hükmolunacağı, ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırının beşbin günü geçemeyeceği belirtilmiştir.
Türk ceza Yasası uyarınca günlük adli para cezası
tutarı göz önünde bulundurulduğunda, suçun işlenişine iştiraki olmayan
basın ve yayın organlarının sahiplerine ve yayın sorumlularına verilecek
cezanın çok yüksek tutarlara ulaşabileceği görülecektir.
Basın ve yayın organlarının sahipleri ile yayın
sorumlularına getirilen bu ağır yaptırım, basın ve yayın kuruluşlarında tedirginlik
yaratacağından, haber, düşünce ve kanaatlerin özgürce yayımlanmasını
engelleyecek niteliktedir.
Bu nedenle, söz konusu kuralların haber alma ve
basın özgürlüğü yönünden incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın 12. maddesinde, herkesin kişiliğine
bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip
olduğu belirtilmiştir; 26. maddesinde düzenlenen düşünceyi açıklama ve
yayma özgürlüğü ile 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğüne temel hak
ve özgürlükler arasında yer verilmiştir.
Anayasa’nın 26. maddesinde, herkesin, düşünce ve
kanatlarını söz, yazı, resim ya da başka yollarla tek başına ya da toplu
olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu; bu özgürlüğün, resmi
makamların müdahalesi olmaksızın haber ya da görüş almak ya da vermek
serbestliğini de kapsadığı vurgulanmıştır.
Yine Anayasa’nın 28. maddesinde, basının özgür
olduğu belirtilmiş; Devlet’e basın ve haber alama özgürlüğünü sağlayacak
önlemleri alma görevi verilmiştir.
Haber alma ve verme hakkı ya da haberlere ulaşma
özgürlüğü, okuyucu, izleyici ya da dinleyicinin bireysel hakkı olarak
düşünülemez ve düzenlenemez. Bunlar, okuyucuların, izleyicilerin ya da
dinleyicilerin kolektif hak ve özgürlükleridir.
Bu bağlamda, basın özgürlüğü, düşünce ve kanaat
özgürlüğünü tamamlayan ve onun kullanılmasını sağlayan özgürlüktür. Düşünce
özgürlüğü, düşüncelerin özgürce açıklanması yanında bunların yayılması ve
öğrenilmesi özgürlüğünü de içermektedir. Anayasa koyucu, okuyucuların,
izleyicilerin ya da dinleyicilerin haber alma ve görüşleri öğrenme
olanağından yoksun kalmamaları için basın özgürlüğüne özel önem vermiştir.
Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve
özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın, Anayasa’nın ilgili maddelerindeki
nedenlerle ve yalnızca yasayla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir.
Yine, Anayasa’nın düşünceyi açıklama ve yayma
özgürlüğü ile basın özgürlüğüne ilişkin 26 ve 28. maddelerinde, bu
özgürlüklerin sınırlarına da yer verilmiştir.
26. maddenin değişik birinci fıkrasına göre,
düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılması, ulusal güvenlik,
kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in temel nitelikleri ve Devlet’in
Ülkesi ve Ulusu’yla bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi,
suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak yöntemince belirtilmiş
bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret ve haklarının, özel ve aile
yaşamlarının ya da yasanın öngördüğü meslek sırlarının korunması ya da
yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla
sınırlandırılabilecektir.
28. madde ise, basın özgürlüğünün
sınırlandırılmasında 26. ve 27. madde kurallarının uygulanacağını belirtmiştir.
26. maddedeki sınırlandırma nedenleri yukarıda açıklanmıştır. 27. maddeye
göre ise, basın özgürlüğü, Anayasa’nın 1., 2. ve
3. madde kurallarının değiştirilmesini sağlamak amacıyla
kullanılamayacaktır.
Ayrıca, Anayasa’nın 29. maddesinin üçüncü
fıkrasında, yasada, haber, düşünce ve kanaatlerin özgürce yayımlanmasını
engelleyici ya da zorlaştırıcı siyasal, ekonomik, mali ve teknik koşullar
konulamayacağı öngörülmüştür.
Yukarıda açıklanan anayasal kurallar, basın ve
yayın kuruluşlarının, belirtilen sınırlamalar dışında, halkın haber alma
özgürlüğüne uygun çalışma koşullarında hizmet vermelerini gerektirmektedir.
Bu kurallar, genelde yazılı basına yönelik olmakla
birlikte, maç düşünceyi yayma ve haber alma özgürlüklerinin güvence altına
alınması olduğuna göre, aynı ilkelerin tüm basın ve yayın organları
yönünden e geçerli olması ve bu araçların kullanılmasını engellemeye varan
nitelikte yasal önlemler getirilmesinden kaçınılması zorunludur.
Ayrıca, Anayasa’nın 13. maddesinde, temel hak ve
özgürlüklerle ilgili sınırlamaların “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ne ve “ölçülülük ilkesi”ne
aykırı olamayacağı belirtilmiştir.
Buna göre hak ve özgürlükler, ancak demokratik
toplum düzeninin gereklerine uygun olarak sınırlandırılabilir. Demokratik
hukuk devletinde, güdülen amaç ne olursa olsun, sınırlamalar özgürlüğün
kullanılmasını ölçüsüz biçimde ortadan kaldıracak düzeyde olamaz.
Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında da
belirtildiği gibi, bir sınırlama kuralının demokratik toplum düzeninin
gereklerine uygun olabilmesi için “ölçülülük” ilkesinin gözetilmesi, amaç
ve sınırlama “orantısının” korunması gerekmektedir.
Ölçülülük ilkesi, yasal düzenlemede sınırlama
aracının, sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, sınırlama arcıyla
amacı arasındaki oranın ölçüsüz olmamasını anlatmaktadır.
Eylem ile önlem arasında adil bir dengenin
bulunması, yine yukarıda yer verilen bu anayasal kuralların gereğidir. Bu
adil dengenin bulunmaması, basın ve yayın organları sahip ve yayın
sorumlularını tedirgin edip görev yapamaz duruma getirecektir ki, bunu,
basın ve haber alma özgürlüğü ile bağdaştırmak olanaksızdır.
3713 sayılı Yasa’nın, 5532 sayılı Yasayla değişik 6
ve 7. maddelerinin yukarıya alınan fıkralarında, suçun işlenişine iştirak
etmeyen basın ve yayın organları sahip ve yayın sorumlularına getirilen
adli para cezalarının tutarlarının yüksekliği, eylem ve önlem arasında adil
bir dengenin kurulmadığını, amaç ile araç orantısının gözetilmediğini
göstermektedir.
Bu nedenle, 3713 sayılı Yasa’nın,
- 6. maddesinin, 5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle
değişik dördüncü fıkrası ile,
- 5532 sayılı Yasa’nın 6. maddesiyle değişik 7.
maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinde,
Öngörülen para cezaları, Anayasa’nın 26.
maddesindeki haber alma özgürlüğü ile 28. maddesindeki basın özgürlüğüne
aykırı düşmekte; 13. maddesindeki demokratik toplum düzeninin gerekleri ve
ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır.
2- 3713 sayılı Yasa’nın 6. maddesine, 5532 sayılı Yasa’nın 5.
maddesiyle eklenen fıkrada,
“Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç
işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya
terör örgütünün propagandasını içeren süreli yayınlar hâkim kararı ile; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet
savcısının emriyle tedbir olarak onbeş günden bir
aya kadar durdurulabilir. Cumhuriyet savcısı, bu kararını en geç yirmidört saat içinde hâkime bildirir. Hâkim kırksekiz saat içinde onaylamazsa, durdurma kararı
hükümsüz sayılır.” kuralına yer verilmiştir.
Düzenlemede,
- Terör örgütünün etkinliği çerçevesinde suç
işlemeye alenen teşvik,
- İşlenmiş suçları ve suçluları övme,
- Terör örgütünün propagandasını,
içeren süreli yayınların, yargıç kararı ile önlem olarak onbeş günden bir aya kadar durdurulabileceği belirtilmiştir.
Yine kuralda, belirtilen süre ve koşullarla,
gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda süreli yayınları durdurma yetkisi
cumhuriyet savcılarına verilmiştir. Bu gibi durumlarda, cumhuriyet
savcısının kararını en geç yirmidört saat içinde
yargıca bildirmesi, yargıç bu kararı kırksekiz
saat içinde onaylamazsa, savcı tarafından verilen durdurma kararının
hükümsüz sayılması öngörülmüştür.
Anayasa’nın 28. maddesinin birinci fıkrasında,
basının özgür olduğu, sansür edilemeyeceği; ikinci fıkrasında da,
Devlet’in, basın ve haber alma özgürlüğünü sağlayacak önlemleri alacağı
kurala bağlanmıştır.
Basın özgürlüğü kapsamındaki basın yayın
organlarına yönelik önlemlere, yine Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü,
beşinci, altıncı ve sekizinci fıkralarında yer verilmiştir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, tedbir yoluyla
“dağıtımın önlenmesi”; beşinci fıkrasında, yargılama görevinin amacına
uygun olarak yerine getirilebilmesi için “yayım yasağı”; altıncı
fıkrasında, süreli ya da süresiz yayınların “toplatılması”; sekizinci
fıkrasında da, süreli yayınların “geçici olarak kapatılması” konuları
düzenlenmiştir.
Anayasayla sınırlandırılan basın yayın organlarına
yönelik yaptırımların yasayla genişletilmesine olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda, 5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle,
3713 sayılı Yasa’nın 6. maddesine eklenen fıkrada, süreli yayınlar için
getirilen “geçici olarak durdurma” yaptırımının, Anayasa’nın 28. maddesinde
yer verilen yaptırımların kapsamına girip girmediğinin irdelenmesi
gerekmektedir.
28. maddenin dördüncü fıkrasında, basılmış bir
yayının dağıtımının önlenmesine, altıncı fıkrasında da yine basılmış ve
dağıtılmış süreli ya da süresiz bir yayının toplatılmasına ilişkin
düzenlemelere yer verildiğine göre, 5532 sayılı Yasa ile getirilen
fıkradaki süreli yayını “geçici olarak durdurma” yaptırımının, bu
düzenlemeler kapsamında olmadığı açıktır.
28. maddenin beşinci fıkrasında, yargılama
görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için, yasayla belirtilecek
sınırlar içinde, yargıç tarafından olaylara ilişkin “yayım yasağı”
getirilebileceği; son fıkrasında da, Türkiye’de yayınlanan süreli
yayımların, Devlet’in Ülkesi ve Ulusu’yla bölünmez bütünlüğüne,
Cumhuriyet’in temel ilkelerine, ulusal güvenliğe ve genel ahlaka aykırı
yayımlardan mahkum olma durumunda, mahkeme
kararıyla “geçici olarak kapatılabilmesi” olanaklı kılınmıştır.
Görüldüğü gibi, 28. maddenin beşinci fıkrasında
öngörülen yayım yasağı, “yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine
getirilebilmesi” ; sekizinci fıkrasındaki geçici kapatma yaptırımı da,
süreli yayının fıkrada belirtilen nedenlerle “mahkûm olması” koşuluna
bağlanmıştır.
5532 sayılı yasayla getirilen fıkrada öngörülen
süreli yayını “geçici olarak durdurma” yaptırımının, yukarıda belirtilen
koşulları içermediği için, 28. maddenin beşinci ve sekizinci fıkraları
kapsamında sayılamayacağı da ortadadır.
Bu durumda, 5532 sayılı Yasa’yla getirilen fıkrada,
Anayasa’da bulunmayan bir yaptırıma yer verildiği saptanmaktadır ki, bunun
olanaksızlığı yukarıda açıklanmıştır. Bu nedenlerle,3713 sayılı Yasa’nın 6.
maddesine, 5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen fıkra kuralı
Anayasa’nın 28. maddesine aykırı düşmektedir.”
II-
YASA METİNLERİ
A-
İptali İstenen Yasa Kuralları
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun, iptali istenen fıkra ve
tümceleri içeren maddeleri şöyledir.
“MADDE 6- İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime
yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör
örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış
kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu
yolla kişileri hedef gösterenler “bir yıldan üç yıla kadar hapis” cezası
ile cezalandırılır.
Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını
basanlara veya yayınlayanlara “bir yıldan üç yıla kadar hapis” cezası
verilir.
Bu Kanunun 14 üncü maddesine aykırı olarak
muhbirlerin hüviyetlerini açıklayanlar veya yayınlayanlar “bir yıldan üç
yıla kadar hapis” cezası ile cezalandırılır.
Yukarıdaki fıkralarda
belirtilen fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun
3 üncü maddesindeki mevkuteler vasıtasiyle işlenmesi halinde, ayrıca
sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli ise bir önceki ay ortalama
fiili satış miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir önceki
fiili satış miktarının (...) (*), yüzde doksanı kadar ağır para cezası
verilir. Ancak, bu ceza ellimilyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin
sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın yarısı uygulanır.
_____
(*) Madde 6 nın son
fıkrasında (...) içerisindeki"...mevkute niteliğinde bulunmayan basılı
eserler ile yeni yayına giren mevkuteler hakkında ise, en yüksek tirajlı
günlük mevkutenin bir önceki ay ortalama satış tutarının..."
ibareleri, Anayasa mahkemesinin 27.1.1993 tarih ve 21478 sayılı mükerrer
Resmi Gazete yayımlanan, 31.1.1992 tarih ve Esas: 1992/20 sayılı kararıyla,
yayımından altı y sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmekle hükmü
kalmamıştır.
_____ Yukarıdaki fıkralarda belirtilen
fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının
suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları
hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para
cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst
sınırı beşbin gündür.
Terör
örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan
suçları ve suçlularını övme veya terör örgütünün propagandasını içeren
süreli yayınlar hâkim kararı ile; gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının emriyle tedbir olarak onbeş günden bir aya kadar durdurulabilir. Cumhuriyet
savcısı, bu kararını en geç yirmidört saat içinde
hâkime bildirir. Hâkim kırksekiz saat içinde onaylamazsa,
durdurma kararı hükümsüz sayılır.
MADDE 7
- 3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168, 169, 171, 313, 314 ve 315
inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin
kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya
bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla
kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır
para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve
yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile
cezalandırılırlar. Yukarıdaki fıkra uyarınca meydana getirilen örgüt
mensuplarına yardım edenlere ve örgütle ilgili propaganda yapanlara
fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar
hapis ve ellimilyon liradan yüzmilyon liraya kadar ağır para cezası
hükmolunur.
Bu yardım; dernek, vakıf, siyasî parti, işçi ve
meslek kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal, büro
veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğretim yurtlarında veya
bunların eklentilerinde yapılırsa ikinci fıkradaki cezaların iki katı
hükmolunur.
Ayrıca; dernek, vakıf, sendika (...) (*) teröre
destek oldukları tespit edildiğinde faaliyetleri durdurulur ve mahkemece
kapatılır. Kapatılan bu kuruluşların mal varlıklarının müsaderesine karar
verilir.
Yukarıdaki 2 nci fıkrada belirtilen örgütle
ilgili propaganda suçunun 5680 sayılı Basın Kanununun
3 üncü maddesinde belirtilen mevkuteler vasıtası ile işlenmesi halinde,
ayrıca sahiplerine de mevkute bir aydan az süreli ise, bir önceki ay
ortalama satış miktarının; (...) (*) yüzde doksanı kadar ağır para cezası
verilir. Ancak, bu para cezaları yüzmilyon liradan az olamaz. Bu
mevkutelerin sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek para cezasının
yarısı uygulanır ve altı aydan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur.
_____
MADDE 7- Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma,
yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen
amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar,
yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi
hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de
örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir
yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve
yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının
suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları
hakkında da bin günden onbin güne kadar adlî para
cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst
sınırı beşbin gündür. Aşağıdaki fiil ve davranışlar
da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır:
a) Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen
toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde, kimliklerin gizlenmesi amacıyla yüzün
tamamen veya kısmen kapatılması.
b) Terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu
belli edecek şekilde, örgüte ait amblem ve işaretlerin taşınması, slogan
atılması veya ses cihazları ile yayın yapılması ya da terör örgütüne ait
amblem ve işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi.
İkinci
fıkrada belirtilen suçların; dernek, vakıf, siyasî parti, işçi ve meslek
kuruluşlarına veya bunların yan kuruluşlarına ait bina, lokal,
büro veya eklentilerinde veya öğretim kurumlarında veya öğrenci yurtlarında
veya bunların eklentilerinde işlenmesi halinde bu fıkradaki cezanın iki
katı hükmolunur.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 13.,
26., 28. ve 38. maddelerine dayanılmıştır.
III-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca,
Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU,
Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER,
Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve
Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 5.9.2006 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar
verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Yasanın 6.
Maddesinin 5532 Sayılı Yasanın 5. Maddesiyle Değiştirilen Dördüncü
Fıkrasının İncelenmesi
1) Dördüncü Fıkrada Yer Alan “…sahipleri ve…”
İbaresi
Dava
dilekçesinde; 3713 sayılı Yasa’nın 6. maddesinde belirtilen suçların basın
ve yayın yoluyla işlenmesi durumunda, iptal konusu kural gereğince suçun
işlenişine iştirak etmemiş olan basın yayın organlarının sahipleri ve yayın
sorumluları hakkında bin günden onbin güne kadar
adli para cezası verileceği, yayın sorumluları hakkında bu cezanın üst
sınırının ise beşbin gün olarak belirlendiği;
Türk Ceza Yasası uyarınca günlük adli para cezası tutarı göz önünde
bulundurulduğunda, suçun işlenişine iştiraki olmayan basın ve yayın
organlarının sahiplerine ve yayın sorumlularına iptal konusu kurallarla
getirilen cezanın çok yüksek tutarlara ulaşabileceği, yaptırımdaki
ağırlığın, basın ve yayın kuruluşlarında tedirginlik yaratacağı, haber,
düşünce ve kanaatların özgürce yayımlanmasını
engelleyeceği; bu nedenle iptal konusu kuralda öngörülen para cezalarının,
Anayasa’nın 13. maddesindeki demokratik toplum düzeninin gerekleri ile
ölçülülük ilkesine, 26. maddesindeki haber alma özgürlüğüne, 28.
maddesindeki basın özgürlüğü ile 38. maddesinin yedinci fıkrasında yer alan
ceza sorumluluğunun kişiselliği ve ceza sorumluluğunun “kusura” dayalı olması
ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6.
maddesinin ilk üç fıkrasında;
- İsim ve kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime
yönelik olduğunun anlaşılmasını sağlayacak surette kişilere karşı terör
örgütleri tarafından suç işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış
kamu görevlilerinin hüviyetlerini açıklayanların veya yayınlayanların veya
bu yolla kişileri hedef gösterenlerin,
- Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını
basanların veya yayınlayanların,
- Yasa’nın 14. maddesine aykırı olarak muhbirlerin
hüviyetlerini açıklayanların veya yayınlayanların bir yıldan üç yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılacağı,
kuralına yer verilmiştir.
İptali istenen dördüncü fıkrada ise
Yukarıdaki fıkralarda
belirtilen fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun
3 üncü maddesindeki mevkuteler vasıtasiyle işlenmesi halinde, ayrıca
sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli ise bir önceki ay ortalama
fiili satış miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir önceki
fiili satış miktarının (...) (*), yüzde doksanı kadar ağır para cezası
verilir. Ancak, bu ceza ellimilyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin
sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın yarısı uygulanır.
_____
ilk üç
fıkrada belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla
işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak
etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları hakkında bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunacağı,
ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırının beşbin gün olduğu hüküm altına alınmıştır.
Yasakoyucu, terörle
mücadele için önemli gördüğü eylemleri 3713 sayılı Yasa’nın 6. maddesinin
ilk üç fıkrasında suç olarak düzenlerken, bu eylemlerin basın yayın yoluyla
işlenmesinin ülke bütünlüğü için doğuracağı tehlikeyi dikkate alarak basın
ve yayın organlarının sahiplerine ve yayın sorumlularına, yukarıda sayılan
ve yaptırım altına alınan “açıklama
ve yayımlama yasağı” ile ilgili dikkat ve özen yükümlülüğü getirmiş, bu
yükümlülüğe aykırı davranışlara da iptal konusu kuralda, ceza yaptırımı öngörmüştür.
Anayasanın “Suç ve cezalara
ilişkin esaslar” kenar başlıklı 38. maddesinin yedinci fıkrasında, “Ceza
sorumluluğu şahsidir” hükmü yer almaktadır. Anayasanın bu hükmü gereğince
bir kişi, sadece kendisine ait kusurlu fiilinden sorumlu tutulabilir. Bir
kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmaması, diğer bir
ifadeyle başkasının fiilinden sorumlu tutulmaması Anayasanın 38. maddesinin
yedinci fıkrası gereğidir. Bu ilkeye göre, asli ve feri failden başka
kişilerin bir suç sebebiyle cezalandırılmaları olanaklı değildir.
Basın yayın
organlarının sahipleri genellikle yayın hayatına sermayesiyle katkı
sağlayan kişilerdir. Konumları nedeniyle bu kişilerin yayın işleri
yönetimini şekillendirmek, yazı ve yayınları denetlemek ve yayın üzerinde
inceleme ve denetim görevi olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Yayınları
inceleme ve denetim ödevi yayın sorumlusuna aittir. Yasak eylemlerin basın
yayın yoluyla işlenmesi halinde basın yayın organlarının sahiplerinin salt
bu nitelikleri nedeniyle cezalandırılması ceza sorumluluğunun şahsiliği
ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle,
3713 sayılı Yasa’nın 6. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “…sahipleri
ve…” ibaresi Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.
Sacit ADALI, Ahmet
AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Şevket APALAK bu görüşe
katılmamıştır.
İbare iptal
edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13., 26. ve 28.
maddeleri yönünden incelenmemiştir.
2) Dördüncü Fıkranın Kalan Kısmı
3713 sayılı Yasa’nın
6. maddesinin iptal konusu dördüncü fıkrası; aynı maddenin ilk üç
fıkrasında suç olarak düzenlenen fiillerin, basın ve yayın yoluyla
işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak
etmemiş olan yayın sorumlularının da bin günden beşbin
güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılacağını düzenleyen bir kuraldır.Yukarıdaki fıkralarda belirtilen
fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun
3 üncü maddesindeki mevkuteler vasıtasiyle işlenmesi halinde, ayrıca
sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli ise bir önceki ay ortalama
fiili satış miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir önceki
fiili satış miktarının (...) (*), yüzde doksanı kadar ağır para cezası
verilir. Ancak, bu ceza ellimilyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin
sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın yarısı uygulanır.
_____
(*)
Madde 6 nın son fıkrasında (...) içerisindeki"...mevkute niteliğinde
bulunmayan basılı eserler ile yeni yayına giren mevkuteler hakkında ise, en
yüksek tirajlı günlük mevkutenin bir önceki ay ortalama satış
tutarının..." ibareleri, Anayasa mahkemesinin 27.1.1993 tarih ve 21478
sayılı mükerrer Resmi Gazete yayımlanan, 31.1.1992 tarih ve Esas: 1992/20
sayılı kararıyla, yayımından altı y sonra yürürlüğe girmek üzere iptal
edilmekle hükmü kalmamıştır.
____
Çağdaş ceza hukuku
sistemlerinde taksirli sorumluluğun kaynağı, “uygar bir toplumda herkes
hareketinin kötü neticeler doğurmasını engellemek yükümlülüğü için gerekli
özeni göstermek zorundadır” şeklindeki kabule dayanır. Yine aynı şekilde,
topluma karşı bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi de taksirli
sorumluluğun kaynağını oluşturmaktadır.
Basın yayın
organlarının yayın sorumlularının, konumları itibariyle bu organların yayın
politikalarını belirleme, yayın işleri yönetimini şekillendirme ve yazı ve
yayınları denetleme görev ve sorumlulukları olduğu açıktır.
Yayın
sorumluları yönünden iptal konusu tümcelere bakıldığında, burada bir kimsenin
eyleminden dolayı diğer bir kimseye ceza sorumluluğu yükletiliyor gibi
görülmekte ise de, gerçekte sorumluluğun hukuki nedeni, yayın sorumlularının kendi kusuruna dayanmaktadır. Bu kusur,
yükümlü olduğu dikkat ve özeni göstermeyerek yasak eylemin, yayın sorumlusu
olduğu basın yayın organında yayınlanmasına engel olmamaktan doğmaktadır.
Dolayısıyla, 3713 sayılı yasanın 6. maddesinin dördüncü fıkrasında
yaptırıma bağlanan suçun maddi unsurunu, üçüncü bir kişinin değil, bizzat
basın ve yayın organlarının yayın sorumlusunun eylemi oluşturmaktadır.
Ayrıca, suç ve
cezalara ilişkin olarak, Anayasada belirtilen uyulması zorunlu temel
ilkelere aykırı olmamak koşulu ile yasakoyucu,
suçlar ve cezalar hakkında gerekli gördüğü önlemleri almak, özellikle, ne
tür eylemlerin suç sayılacağı, suç sayılan eylemlere ne kadar ve ne tür
ceza verileceği gibi konularda takdir yetkisine sahiptir. Bu nedenle iptal
konusu kuralı bu kapsamda değerlendirmek gerekir.
Anayasa’nın
13. maddesinde, temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın
yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak
ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların da Anayasa’nın sözüne
ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve
ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı; düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti başlıklı 26. maddesinde ise herkesin
düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına
veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu, ancak bu hürriyetlerin
kullanılmasının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin
temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün
korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı
olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret
veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek
sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine
getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabileceği; basın özgürlüğünü düzenleyen 28.
maddesinde de basının hür olduğu, sansür edilemeyeceği, devletin, basın ve
haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alacağı ve basın
hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasa’nın 26. ve 27. maddeleri hükümlerinin
uygulanacağı belirtilmiştir.
Diğer temel hak ve
özgürlüklerde olduğu gibi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basın
özgürlüğünün kullanılması da demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler
niteliğinde ve Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen nedenlere bağlı
olarak, kanunla, belli koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara
bağlanabilir. Ancak bu getirilen sınırlama ve yaptırımlar hakların özüne
dokunamaz, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine
ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Anayasal açıdan
dokunulamayacak öz, her temel hak ve özgürlük açısından farklılık
göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne
dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette
güçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan
kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.
Anayasa’nın 13.
maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete
uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Ölçülülük, aynı zamanda
yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, amaç ve aracın
ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcı önlemin demokratik toplum
düzeni bakımından zorunluluk taşımasını da içeren bir ilkedir.
3713
sayılı Yasa’nın 6. maddesinde suç olarak düzenlenen eylemlerin basın ve
yayın yoluyla işlenmesi halinde terörle mücadeledeki bütünlüğün bozulma
tehlikesi, basın ve yayın organlarının kitlelere ulaşmada sağladığı
kolaylık ve toplum üzerindeki etkinliği ile iptal konusu kurallarda yer
alan cezanın miktarı ve adli para cezası olarak belirlenmesi dikkate
alındığında, eylem ile önlem arasında bulunması zorunlu adil denge
bozulmadığından, iptal konusu kuralların Anayasa’nın 13. maddesinde yer
alan ölçülülük ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Ülkemizde
yaşanan terörün amacı, niteliği, kullandığı araçlar ve nihai hedefi dikkate
alındığında, iptal konusu kuralların, Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerindeki
hakların gayesine uygun bir şekilde kullanılmasını son derece zorlaştıran
veya onu kullanılmaz duruma düşüren kayıtlara bağlamadığı dolayısıyla bu
hakların özüne dokunmadığı, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez
bütünlüğünün, kamu düzeninin ve milli güvenliğin korunmasının gereği
olarak, zorunlu bir sosyal ihtiyaçtan kaynaklandığı ve ülkenin
milli birlik ve bütünlüğü gibi meşru bir amaç taşıdığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle
kural Anayasa’nın 13., 26., 28. ve 38. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN
bu görüşe katılmamıştır.
B- 5532 Sayılı
Yasanın 5. maddesiyle Yasa’nın 6. Maddesine Eklenen Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın
28. maddesinin birinci fıkrasında, basının özgür olduğu, sansür edilemeyeceği;
dördüncü, beşinci, altıncı ve sekizinci fıkralarında ise basın yayın
organlarına yönelik önlemlere yer verildiği, maddenin dördüncü fıkrasında,
tedbir yoluyla “dağıtımın önlenmesi”;
beşinci fıkrasında, yargılama görevinin amacına uygun olarak yerine
getirilebilmesi için “yayım yasağı”;
altıncı fıkrasında, süreli ya da süresiz yayınların “toplatılması”; sekizinci fıkrasında da süreli yayınların “geçici olarak kapatılması”
konularının düzenlendiği, bu nedenle Anayasayla sınırlandırılan basın yayın
organlarına yönelik yaptırımların yasayla genişletilmesine olanak
bulunmadığı, 3713 sayılı Yasa’nın 6. maddesine, 5532 sayılı Yasa’nın 5.
maddesiyle eklenen fıkranın Anayasa’nın 28. maddesine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İptali istenen fıkrada, terör
örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan
suçları ve suçluları övme veya terör örgütünün propagandasını içeren süreli
yayınların, hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise
Cumhuriyet savcısının emriyle önlem olarak onbeş
günden bir aya kadar durdurabileceği, Cumhuriyet savcısının kararını en geç
yirmidört saat içinde hâkime bildireceği, hâkim kırksekiz saat içinde onaylamazsa, durdurma kararının
hükümsüz kalacağı düzenlenmektedir.
Anayasa’nın 28. maddesinde “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali
teminat yatırma şartına bağlanamaz.
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini
sağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında,
Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri
uygulanır.” kuralına yer verilmiş,
dördüncü fıkrasında, Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez
bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana
teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan
her türlü yayının tedbir yolu ile dağıtımının hâkim kararıyla, gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle
önlenebileceği belirtilmiştir. Buna
göre, belirli nitelikteki suçları oluşturan içeriğe sahip basılmış
eserlerin dağıtımı önlenebilecektir.
İptal konusu fıkrada belirtilen fiiller, diğer
yasalarda da suç olarak düzenlenmiş fiillerdir. Bu fiillerin basın yayın
yoluyla işlenmesi, iptali istenen kuralda belirtilen koruma tedbirinin
uygulanması için yeterli olmayıp, bu eylemlerin bir terör örgütünün
faaliyeti çerçevesinde yapılmış olması da gereklidir. Bu nedenle iptal
konusu kuraldaki tedbirin, basın yayın araçlarının bilinçli olarak terör
faaliyetinde kullanılmasını engellemek ve bu kuruluşların sorumluluk
bilinciyle hareket etmelerini sağlamak amacı taşıdığı anlaşılmaktadır.
Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumakla görevli olan yasakoyucu böyle bir durum karşısında gerekli önlemleri
almak zorundadır. İptal konusu kural da böyle bir zorunluluktan
kaynaklanmaktadır.
Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü
fıkrasında yer alan “dağıtımın
önlenmesi” tedbiri ile dava konu fıkrada öngörülen “yayının geçici olarak durdurulması”
tedbiri arasında nitelik ve doğurduğu sonuçlar bakımından benzerlik
bulunduğu, bu açıdan bakıldığında da yasa koyucunun Anayasa’nın 28.
maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan önlemden farklı bir düzenleme
getirmediği açıktır.
Ayrıca, dava konusu kuralda yer alan ve süreli yayınların
geçici olarak durdurulmasına neden olan eylemlerin niteliği, bu eylemlerin basın
ve yayın yoluyla işlenmesi halinde ortaya çıkacak zararın büyüklüğü, terörün
ülkemizdeki amacı, boyutları, kullandığı yöntemler, basın yayın
organlarının kitlelere ulaşmada sağladığı kolaylık ve toplum üzerindeki
etkinliği dikkate alındığında, iptal konusu kuralın demokratik toplum
düzeninin sürekliliği için getirildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın
28. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER
ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamıştır.
C- 5532 Sayılı
Yasanın 6. Maddesiyle Değiştirilen 7. Maddesinin İkinci Fıkrasının Üçüncü
ve Dördüncü Tümcelerinin İncelenmesi
1) İkinci Fıkranın Üçüncü Tümcesinde Yer Alan “…sahipleri ve…”
İbaresi
Dava
dilekçesinde; 3713 sayılı Yasa’nın 7. maddesinin ikinci fıkrasının üçüncü
ve dördüncü tümcelerinin; 6. maddenin dördüncü fıkrasıyla ilgili yukarıda
yer verilen gerekçelerle, Anayasa’nın 13. maddesindeki demokratik toplum
düzeninin gerekleri ile ölçülülük ilkesine, 26. maddesindeki haber alma
özgürlüğüne, 28. maddesindeki basın özgürlüğü ile 38. maddesinin yedinci
fıkrasında yer alan ceza sorumluluğunun kişiselliği ve ceza sorumluluğunun
“kusura” dayalı olması ilkelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
3713
sayılı Yasa’nın 7. maddesinin ikinci fıkrasında terör örgütünün
propagandasını yapan kişilerin bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılacağı, bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde,
verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı kuralı yer almaktadır. Fıkranın iptal konusu üçüncü ve dördüncü tümcelerinde ise
propaganda suçunun basın yayın yoluyla işlenmesi halinde, ayrıca, basın ve
yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın
sorumluları hakkında da bin günden onbin güne
kadar adlî para cezasına hükmolunacağı, ancak, yayın sorumluları hakkında,
bu cezanın üst sınırının beşbin gün olduğu
belirtilmiştir.
Yasakoyucu, 3713
sayılı Yasa’nın 7. maddesinin ikinci fıkrasında terör örgütünün
propagandasının yapılmasını suç olarak düzenlemiş, ayrıca
basın ve yayın kuruluşlarının kitlelere ulaşmada sağladığı kolaylık ve
kişiler üzerindeki etkisini göz önünde tutarak, bu suçun basın ve yayın
yoluyla işlenmesini ağırlaştırıcı neden kabul etmiştir. İptal konusu
tümcede ise basın ve yayın organlarının sahiplerine ve yayın sorumlularına,
sahibi veya yayın sorumlusu oldukları organlarda terör örgütlerinin
propagandalarının yapılmasını önlemekle ilgili dikkat ve özen yükümlülüğü
getirerek bu yükümlülüğe aykırı davranışları da ceza yaptırımına bağlamıştır.
Yasa’nın aynı
düzenlemeyi içeren 6. maddesinin dördüncü fıkrasındaki gerekçelerle, 3713
sayılı Yasa’nın 7. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “…sahipleri
ve…” ibaresi Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır, iptali gerekir.
Sacit ADALI, Ahmet
AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Şevket APALAK bu görüşe
katılmamıştır.
İbare iptal
edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13., 26. ve 28.
maddeleri yönünden incelenmemiştir.
2) İkinci Fıkranın Üçüncü ve Dördüncü Tümcelerinin
Kalan Kısmı
3713
sayılı Yasa’nın 7. maddesinin iptal konusu ikinci fıkrasının üçüncü ve
dördüncü tümceleri; aynı maddenin ilk iki tümcesinde suç olarak düzenlenen
fiillerin, basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın ve yayın organlarının
suçun işlenişine iştirak etmemiş olan yayın sorumlularının da bin günden beşbin güne kadar adlî para cezasıyla
cezalandırılacağını belirten bir kuraldır.Yukarıdaki fıkralarda belirtilen fiillerin 5680 sayılı Basın Kanununun
3 üncü maddesindeki mevkuteler vasıtasiyle işlenmesi halinde, ayrıca
sahiplerine de; mevkute bir aydan az süreli ise bir önceki ay ortalama
fiili satış miktarının, aylık veya bir aydan fazla süreli ise bir önceki
fiili satış miktarının (...) (*), yüzde doksanı kadar ağır para cezası
verilir. Ancak, bu ceza ellimilyon liradan az olamaz. Bu mevkutelerin
sorumlu müdürlerine, sahiplerine verilecek cezanın yarısı uygulanır.
_____
(*)
Madde 6 nın son fıkrasında (...) içerisindeki"...mevkute niteliğinde
bulunmayan basılı eserler ile yeni yayına giren mevkuteler hakkında ise, en
yüksek tirajlı günlük mevkutenin bir önceki ay ortalama satış
tutarının..." ibareleri, Anayasa mahkemesinin 27.1.1993 tarih ve 21478
sayılı mükerrer Resmi Gazete yayımlanan, 31.1.1992 tarih ve Esas: 1992/20
sayılı kararıyla, yayımından altı y sonra yürürlüğe girmek üzere iptal
edilmekle hükmü kalmamıştır.
____
İptal konusu kural, Yasa’nın 6. maddesinin dördüncü
fıkrasının “…sahipleri ve…” ibaresi dışında kalan kısmıyla aynı hükümler
içerdiğinden, bu bölümde belirtilen gerekçelerle Anayasa’nın 13., 26., 28. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN,
bu görüşe katılmamıştır.
V- SONUÇ
12.4.1991
günlü, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun:
1- 6. maddesinin, 29.6.2006
günlü, 5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle değiştirilen dördüncü
fıkrasının;
a- Birinci
tümcesinde yer alan “… sahipleri ve …” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, Sacit ADALI, Ahmet AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM, Serdar
ÖZGÜLDÜR ile Şevket APALAK’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
b- Kalan
kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU ile Mehmet ERTEN’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- 6. maddesine, 5532 sayılı
Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A. Necmi
ÖZLER ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3- 5532 sayılı Yasa’nın 6.
maddesiyle değiştirilen 7. maddesinin ikinci fıkrasının;
a-
Üçüncü tümcesinde yer alan “… sahipleri ve …”
ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI, Ahmet
AKYALÇIN, Mustafa YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Şevket APALAK’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
b-
Üçüncü tümcesinin kalan kısmı ile dördüncü tümcesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU
ile Mehmet ERTEN’in karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
18.6.2009
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY
YAZISI
I- 3173 sayılı Yasa’nın 6. maddesinin
dördüncü fıkrasında yayın sorumluları için ceza öngörülmesinin Anayasa’ya
aykırılığı
İptal istemine konu dördüncü fıkrada, maddenin ilk
üç fıkrasında suç olarak düzenlenen fiillerin basın ve yayın yoluyla
işlenmesi halinde, basın ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak
etmemiş olan yayın sorumlularının da bin günden beşbin
güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılması öngörülmüştür.
Kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı yolundaki
çoğunluk gerekçesinde, kuralın ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine
aykırı olmadığı, burada bir kimsenin eyleminden dolayı diğer bir kimseye
ceza sorumluluğu yükleniyor gibi görünmekte ise de gerçekte sorumluluğun
hukuki nedeninin yayın sorumlularının yükümlü olduğu dikkat ve özeni
göstermeyerek yasak eylemin, sorumlusu olduğu yayın organında
yayınlanmasını engellememek olduğu düşüncesine dayanılmıştır.
Ceza hukukunda hangi eylemin gerçekleşmesi halinde
suçun oluşacağı, yani suçun unsurları açıkça tanımlanmış olmalıdır. Nitekim
Türk Ceza Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenen akıl hastası üzerindeki
bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali, 177. maddesinde düzenlenen hayvanın
tehlike yaratacak şekilde serbest bırakılması gibi tehlike suçlarında
unsurlar açıkça bellidir. Öte yandan iptali istenen kurala göre, yayın
sorumlusunun suçu, yayının suç oluşturduğunun kesin yargı kararı ile
saptanması halinde gerçekleşmiş, aksi halde gerçekleşmemiş olacaktır. Diğer
bir ifadeyle bu suç, tehlike suçu değil, diğer bir kişinin eylemine bağlı
olarak gerçekleşebilecek bir suçtur. İptali istenen kuralla yayın
sorumlusuna bir eylemin değil bir neticenin denetim görevi yüklenmekte,
ancak bağımsız yargı tarafından varlığı saptanabilecek bir suçu önceden
tahmin etmesi ve engellemesi istenmiş olmaktadır. Bu durumda yayın
sorumlusu, hiçbir yazıya izin vermemek ve sürekli ceza tehdidi altında
mesleğini sürdürmek seçenekleri arasında bırakılmaktadır. Yayın sorumlusunun, yayının suç
oluşturacağını öngörmesi gerektiği hallerde buna bilerek izin vermesi
esasen suçun işlenmesine iştirak eylemini oluşturacağı ve kendisi de
iştirak hükümlerine göre cezalandırılacağı halde, kuralla getirilen ceza
yaptırımının haklı nedeni yoktur.
Anayasa’nın 38. maddesine göre ceza sorumluluğu
şahsidir. Yukarıdaki nedenlerle Anayasa’ya aykırı olan kuralın iptali
gerekir.
II- Yasa’nın 6. maddesinin son
fıkrasındaki yayın durdurma kuralının Anayasa’ya aykırılığı
İptali istenen fıkrada, belli eylemleri içeren
süreli yayınların hakim kararıyla, gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet savcısının emriyle önlem olarak onbeş günden bir aya kadar durdurulabileceği düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 28. maddesinin birinci fıkrasında
basının hür olduğu, sansür edilemeyeceği belirtilmiş; dördüncü fıkrasında
tedbir yoluyla dağıtımın önlenmesi, beşinci fıkrasında yayım yasağı,
altıncı fıkrasında toplatma, sekizinci fıkrasında geçici olarak kapatma
önlemleri düzenlenmiştir. Buna göre, basın ve yayın organlarına yönelik
yaptırımlar Anayasa’da sınırlı olarak belirlenmiştir. Anayasada sayılanlar
dışında basın özgürlüğünü sınırlayıcı bir önlemin yasalarla düzenleme
konusu yapılmasına olanak bulunmamaktadır. İptal istemine konu kuralın
korumak istediği hukuki yarar, esasen Anayasada sayılan diğer önlemlerle
yeterince korunmaktadır. Anayasal hak ve özgürlüklerin Anayasa hükümlerinin
sınırlı olarak öngördüğü nedenlerin ve önlemlerin dışında sınırlamalara
tabi tutulması yolunun açılması halinde ise temel hak ve özgürlüklerin
zamanla aşınarak yok edilmesi tehlikesi ortaya çıkar.
Anayasa’da mevcut olmayan “durdurma” önlemini
içeren kural, Anayasa’nın 28. maddesine aykırıdır. Bu nedenle çoğunluk
görüşüne katılmamaktayım.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
1-3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin dördüncü
fıkrası ile 7. maddesinin ikinci fıkrasında, öngörülen suçların işlenişine
iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumluları hakkında da “bin günden on bin
güne kadar” adli para cezasına hükmolunacağı belirtilmektedir. Basın ve
yayın yoluyla işlenen suçlar bakımından, anılan maddelerde sayılan suçların
işlenişine iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahipleri ve
yayın sorumluları hakkında adli para cezası öngörülmesi, yasakoyucunun bu konuda bir objektif sorumluluk yolunu
tercih ettiğini göstermektedir. Bilindiği üzere ceza hukukunda objektif
sorumluluk, iradi fiil ile sonuç arasında salt nedensellik bağının
bulunmasını yeterli gören bir sorumluluk türüdür. Bu tür sorumlulukta
failin kusurlu olup olmadığına bakılmaz. Ceza hukukunda istisnai bir
sorumluluk olan objektif sorumlulukta, bu ayrık durum sadece kusurluluk
bakımındandır. Objektif sorumlulukta kişinin eylemli veya eylemsiz
hareketinin neden olduğu sonuçtan, kast veya taksirin varlığı aranmadan,
sonuç ile hareket arasındaki nedensellik bağının varlığı yeterli kabul
edilerek, hukuka aykırı sonuçtan sorumlu tutulması mümkün bulunmaktadır.
Eski Türk Ceza Kanunu sistematiğinde bu tür sorumluluğa yer verildiği gibi,
kimi özel ceza öngören yasal düzenlemelerde de objektif sorumluluk halleri
düzenlenmiştir. 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nda ise esas itibariyle
kusur sorumluluğu benimsenmiş; objektif sorumluluk hallerine yer
verilmemiştir. (Md 23) Ancak, yasakoyucunun bu
yeni benimseme ve tercihinin, evvelce kimi özel yasalarla bu sorumluluk
haline yer verilmesine doğrudan bir etkisi olamayacağı gibi, Anayasal
denetim bakımından da vaki bu sistem değişikliğinin doğrudan bir tesiri sözkonusu değildir. Yasakoyucu,
suç ve cezalar yönünden sahip olduğu takdir yetkisini, gelişen durum ve
şartlar muvacehesinde farklı biçimde kullanabilir ve bu durum kuşkusuz bir
Anayasa’ya aykırılık sorunu doğurmaz.
2-Anayasa Mahkemesi de, bugüne kadar “objektif
sorumluluk” halleri ile ilgili Anayasal denetiminde bu konuda bir
Anayasa’ya aykırılık görmemiştir. Aşağıdaki kararlar bu konuya açıklık
getirmektedir:
-6831 sayılı Orman Kanunu’nun kaçak orman
mallarının taşınmasında kullanılan taşıtların zoralımını öngören 108.
maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “kime ait olursa olsun” ibaresinin
Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla yapılan itiraz başvurusunda Anayasa
Mahkemesi “…Burada, bir kimsenin eyleminden dolayı diğer bir kimseye ceza sorumluluğu
yükletiliyor gibi görülmekte ise de, gerçekte, sorumluluğun hukuki nedeni
sorumlu tutulanın kendi kusuruna dayanmaktadır. Bu kusur, yükümlü olduğu dikkat ve itinayı
göstererek yasak eylemin işlenmesine engel olmamaktan doğmakta ve böylece
sorumlu tutulan kimsenin davranışı ile meydana gelen sonuç arasında
sebebiyet ilgisi de (illiyet rabıtası) kurulmuş olmaktadır… Kanunu bilen
veya ‘kanunu bilmemek mazeret sayılmaz’ kuralı uyarınca bildiği farzolunan kimse, aracının kaçak orman mallarının
taşınmasında kullanılmaması için gereken dikkat ve itinayı göstermekle
yükümlüdür. Bu yükümü yerine getirmeyen araç sahibi yasak eylem işlendiği
takdirde, kusurlu sayılmalı, aracın hizmette kullanılan adam eliyle
çalıştırılması, yükümünü ortadan kaldırmayacağı için, kusurlu davranışın
bir sonucu olarak zoralım cezası uygulanmalıdır… İtiraz konusu hüküm, bu
nedenlerle Anayasa’nın 33. maddesinde belirtilen cezaların şahsiliği
kuralına aykırı değildir…” gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir. (Any. Mah.nin 21.9.1966 tarih
ve E.1966/14, K.1966/36; AMKD.; Sayı:4, s.246-253)
-3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun birçok
maddesiyle birlikte, maddede belirtilen fiillerin mevkuteler vasıtasıyla
işlenmesi halinde, ayrıca “sahiplerine”de ağır para cezası verilmesini öngören 6.
maddesinin iptali istemiyle açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi “…Dava
konusu kuralla süreli yayın sahipleri yönünden nesnel (objektif) sorumluluk
ilkesi getirilmiştir. Gerçekten, 6. maddenin son fıkrasında ‘kasıt’,
‘bilerek yayınlatma’ ve ‘iştirak’den söz
edilmeksizin, yukarıdaki eylemlerin süreli yayınlarla işlenmesi durumunda,
ayrıca sahiplerine de ‘…ağır para cezası verilir.’ denilerek, süreli yayın
sahiplerinin sorumlu tutulmaları için, sahibi bulundukları yayınlarda, bu
nitelikte bir yazı ya da resmin bulunması yeterli sayılmaktadır. İnceleme
konusu kuralın uygulanması için, maddenin ilk üç fıkrasındaki eylemlerin
süreli yayın yoluyla işlenmesi gerekli ve yeterlidir. İptali istenen
kuralda öznel (sübjektif) sorumluluk yerine nesnel sorumluluk ilkesi kabul
edilmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin 21.9.1966 günlü, 1966/36 sayılı kararında
belirtildiği gibi, mevkute ve eser sahibinin sorumluluğu konusunda bir
kimsenin eyleminden dolayı diğer bir kimseye ceza sorumluluğu yükleniyor
gibi görünmekte ise de, gerçekte, sorumluluğun hukuksal nedeni sorumlu tutulanların
kendi kusuruna dayanmaktadır. Bu kusur, yükümlü olduğu özeni göstererek yasak
eylemin işlenmesine engel olmamaktan doğmakta ve böylece sorumlu tutulan
kimsenin davranışı ile meydana gelen sonuç arasında nedensellik (illiyet)
bağı kurulmaktadır. Günümüzde basın, temsil ettiği teknolojik düzey ve
sermaye gücüyle endüstriyel ve ticari bir sektördür. Başta yazı işleri
müdürü olmak üzere gazetede çalışan basın mensuplarının özenle
seçilmelerini sağlamak gazete sahibinin görevidir. Terörü önleme konusunda
getirilen kuralların eksiksiz uygulanması gereği ve bir bütünlük taşıması
toplum yararına kamu düzeni için genel kurallara aykırılık oluşturan
hükümler konulması zorunluluğunu getirmektedir. Bu nedenlerle dava konusu
kural, Anayasa’nın 38. maddesindeki cezaların kişiselliği ilkesine aykırı
değildir…” gerekçesiyle iptal isteminin reddine karar vermiştir. (Any. Mah.nin 31.3.1992 tarih
ve E.1991/18, K.1992/20 sayılı kararı; AMKD.;
Sayı: 28, Cilt: 1, s. 285-286)
-3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkında Kanun’un değişik 28. maddesinin altıncı fıkrasının “Yayını
yapmayan veya karara uygun şekilde yapmayan veya geciktiren kuruluşun
yayınlarından sorumlu en üst yöneticileri ile kuruluşun sahibi olan anonim şirketin yönetim kurulu başkanına otuz
milyar liradan doksan milyar liraya kadar ağır para cezası verilir…” şeklindeki
bölümünün de içinde olduğu tüm fıkranın iptali istemiyle açılan iptal
davasında Anayasa Mahkemesi “…Yasakoyucu, kamu
düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku alanında düzenleme yaparken
Anayasa’ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla,
toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu eylemlerin hangi
tür ve ölçüde cezai yaptırıma bağlanacağı konusunda takdir yetkisine
sahiptir. Bu durumda, kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği veya gerçeğe
aykırı olduğu yargı kararı ile de tespit edilmesine karşın bu karara
uymayarak, yapılması gereken yayının ilgili radyo ve televizyon kuruluşunca
yapılmaması ve ısrarla bu tutumun sürdürülmesi karşısında, cezaların
caydırıcılık özelliği bulunması gerektiği de gözetilerek, sorumlular hakkında
Üst Kurul’ca, eylemin ağırlığına göre öngörülen üç aya kadar gelir getirici
yayın yapma yasağı uygulamasının ölçüsüz olduğundan ve Anayasa’ya
aykırılığından söz edilemez…” gerekçesiyle iptal isteminin reddine karar verilmiştir.
(Any. Mah.nin 21.9.2004 tarih ve E.2002/100,
K.2004/109; AMKD., Sayı:42, s.163-164)
Yukarıda gerekçelerine yer verilen üç ayrı kararda
da bir objektif ceza sorumluluğu sözkonusu olup;
bu yerleşik kararlardan dönülmesini gerektiren bir hukuki neden sözkonusu değildir.
3- Anayasa Mahkemesi’nin önceki kararlarındaki
tespitler ile varılan sonuçlar esasen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
(AİHM) konuya ilişkin kararlarıyla da uyum içerisindedir:
-AİHM bir kararında, başvuran dergi sahibi hakkında
şu değerlendirmeyi yapmıştır: “…Dergi ile sadece ticari açıdan bağlı olduğu
ve yazı işleri müdürlüğü sorumluluğu taşımadığı gerekçesiyle makalelerin
içeriğine ilişkin her türlü cezai sorumluluktan muaf tutulması gerektiği
yönündeki başvuran tarafından ileri sürülen iddia Mahkemece reddedilmektedir.
Başvuran mal sahibi olup, bu konumu
itibariyle derginin yazı işlerini şekillendirme hakkına sahiptir. Bu
nedenle, halk için bilgi toplanması ve dağıtılması konusunda derginin yazı
işleri ve muhabir personelinin ‘görev ve sorumlulukları’ açısından
vekâleten sorumlu olup, bu da çatışma ve gerginlik durumlarında daha büyük
önem taşımaktadır… Mahkeme, söz konusu müdahalenin amaçlanan meşru hedefler
ile orantılı olduğu düşüncesindedir. Sonuç olarak, sözleşmenin 10. maddesi
ihlâl edilmemiştir…” (SÜREK/Türkiye Davası, Başvuru No: 24735/94, Strasbourg, 8 Temmuz 1999)
-Yine AİHM bir başka kararında aynı sonuca şu
gerekçeyle varmıştır: “…Başvuranın bu makalede yer alan görüşler ile şahsen
bağlantılı olmadığı doğru olmasına rağmen, yazarının şiddete ve nefrete
daha az yer vermesi için çaba sarf etmemiştir. Mahkeme, yazarı olmadığı
gerekçesi ile makalenin içeriğine ilişkin her türlü cezai sorumluluktan
muaf tutulması gerektiği yönünde başvuran tarafından ileri sürülen iddiayı
reddetmektedir. Başvuran, derginin yazı işleri sorumlusu olarak yazı işleri
yönetimini şekillendirme hakkına sahiptir. Bu nedenle, başvuran halk için
bilgi toplanması ve dağıtılması konusunda derginin yazı işleri ve muhabir
personelinin görev ve sorumlulukları açısından vekâleten sorumlu olup, bu
durum çatışma ve gerginlik durumlarında daha büyük önem arz etmektedir.
Başvuranın yalnızca para cezasına çarptırıldığını not etmek gerekir. AİHM,
bu çerçevede yapılan müdahalenin orantılılığı sözkonusu
olduğunda verilen cezanın ağırlığının kaydedilmesi gerekli hususlar
arasında yer aldığını ifade etmektedir. Bu nedenle, derginin sahibi ve yazı
işleri sorumlusu olarak başvurana verilen ceza ‘sosyal bir ihtiyacı’ karşılamakta ve yetkililer tarafından ‘ilgili ve yerinde’ sayılmaktadır. AİHS’nin 10/2. maddesine uygun olarak yetkililerin kullandıkları takdir
yetkisi öngörülen meşru amaçlar doğrultusunda orantılı bulunmaktadır.
Bu nedenle, AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin ihlâl
edilmediği sonucuna varmıştır…” (HOCAOĞULLARI/Türkiye Davası, Başvuru No:
77109/01, Strasbourg, 7 Mart 2006)
4-Yukarıda açıklanan nedenlerle, 3713 sayılı
Kanun’un 6. ve 7. maddelerinde düzenlenen suçların işlenişine iştirak
etmemiş basın yayın organlarının “sahipleri”
yönünden öngörülen adli para cezasının Anayasa’nın 2.,
10. ve 36. maddelerine aykırı bulunmadığı, sosyal bir ihtiyacı karşıladığı,
ayrıca yaptırımın öngörülen meşru amaçla orantılı bulunduğu, dolayısıyla
iptal isteminin reddi gerektiği kanısına vardığımızdan; çoğunluğun kuralın
iptali yolundaki kararına katılmıyoruz.
|
Üye
Sacit ADALI
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
I- 6. Madde’nin Dördüncü Fıkrası ile
7. Maddesindeki Tümcelerin İncelenmesi:
3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5532 sayılı
Yasa’nın 5. maddesiyle değiştirilen 6. maddesinin ilk fıkrasında, “isim ve
kimlik belirterek veya belirtmeyerek kime yönelik olduğunun anlaşılmasını
sağlayacak surette kişilere karşı terör örgütleri tarafından suç
işleneceğini veya terörle mücadelede görev almış kamu görevlilerinin hüviyetlerini
açıklayanlar veya yayınlayanlar veya bu yolla kişileri hedef gösterenler
bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”; ikinci
fıkrasında “Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basanlara veya yayınlayanlara
bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir”; üçüncü fıkrasında, “Bu
Kanunun 14 üncü maddesine aykırı olarak muhbirlerin hüviyetlerini
açıklayanlar veya yayınlayanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır”; dava konusu dördüncü fıkrasında ise “Yukarıdaki fıkralarda
belirtilen fiillerin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde basın ve
yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın
sorumluları hakkında da bin günden onbin güne
kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, yayın sorumluları hakkında, bu cezanın üst sınırı beşbin gündür.” denilmektedir. Dördüncü fıkra ile basın
yayın organlarının sahipleri ve yayın sorumluları hakkında, suçun
işlenişine iştirak etmemiş olsalar da adli para cezası öngörülmüş olması,
“sahipler” yönünden Anayasa’nın 38. maddesi uyarınca suçun şahsiliği
ilkesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Dava konusu kuralla basın yayın
organlarının sahipleri için kusura dayalı olmayan objektif sorumluluğun
kabul edildiği bunun da karar gerekçesinde belirtilen nedenlerle Anayasa’ya
aykırı olduğu açık ise de yayın sorumluları bakımından aynı değerlendirmeyi
yapmak olanaklı değildir. Bunlar öncelikle yayınların yasalara uygun
olmasından, bu bağlamda yazı işleri yönetiminin belli ilkeler doğrultusunda
oluşturulmasından sorumlu olup, bu konuda gerekli özen ve dikkati göstermek
yükümlülüğü altında bulunduklarından, kusura dayanan subjektif
bir sorumluluk söz konusudur. Ancak, yasa tarafından belirlenen eylemler
suç sayılarak, basın özgürlüğüne getirilen sınırlamaların, Anayasa’nın 13.
maddesi uyarınca ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. Yayın sorumluları
hakkında bin günden beşbin güne kadar uygulanacak
adli para cezasının karşılığı TCK’nun 52.
maddesine göre, yirmibin liradan beşyüzbin liraya kadar para cezasıdır. Bu cezanın, suça
iştirak etmemiş olmasına karşın, dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine
getirmeyen kişiler için uygulanacağı gözetildiğinde, suçla ceza arasında
bulunması gereken adil dengeyi bozucu nitelikte olduğu sonucuna
varılmaktadır. Ayrıca suç oluşturan yayının etki alanının da gözetilmediği
anlaşılmaktadır. Ülke’nin her tarafına ulaşabilen bir yayınla, sınırlı bir
alanı etkileyen yayının cezalandırılmasıyla korunan hukuki yararın aynı
olmadığı açıktır. Bu durumun cezanın alt ve üst sınırının belirlenmesinde
bir unsur olarak dikkate alınmaması da suç ve ceza arasında ki adil
dengenin varlığı konusunda duraksama yaratmaktadır. Ceza politikalarının
belirlenmesinde yasa koyucuya tanınan takdir yetkisi kullanılırken suçlunun
ıslahı ile cezanın caydırıcılığı arasında denge kurulabilmesi büyük ölçüde
cezanın suçla orantılı olmasına bağlıdır. Makul ölçüler aşıldığında
cezalandırma ile amaçlanan hedefe ulaşmak zorlaşacağı gibi hukuk devletinin
adil bir hukuk düzeni kurup bunu sürdürmek yükümlülüğü de yerine
getirilemeyecektir.
Bu nedenlerle söz konusu kurallar Anayasa’nın 2 ve
13. maddelerine aykırıdır.
Öte yandan, 3713 sayılı Yasa’nın 7. maddesinin
ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinde, “Ayrıca, basın ve yayın organlarının
suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve yayın sorumluları
hakkında da bin günden onbin güne kadar adli para
cezasına hükmolunur. Ancak yayın sorumluları hakkında bu cezanın üst sınırı
beşbin gündür” denilerek sorumluluk ve ceza bakımından
6. maddenin dördüncü fıkrasındaki esaslar benimsendiğinden, bu fıkraya
ilişkin gerekçelerle 7. maddenin dava konusu kuralları da Anayasa’nın 2. ve
13. maddelerine aykırıdır.
II- 6. Madde’ye Eklenen Fıkra’nın
İncelenmesi:
3713 sayılı Yasa’nın 6. maddesine 5532 sayılı Yasa
ile eklenen fıkrada, “Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç işlemeye
alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya terör
örgütünün propagandasını içeren süreli yayınlar hâkim kararı ile; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet
savcısının emriyle tedbir olarak onbeş günden bir
aya kadar durdurulabilir. Cumhuriyet savcısı, bu kararını en geç yirmidört saat içinde hâkime bildirir. Hâkim kırksekiz saat içinde onaylamazsa, durdurma kararı
hükümsüz kalır” denilerek maddede gösterilen unsurları içeren süreli
yayınlar için önlem olarak belirli süreyle yayının durdurulmasına olanak
tanınmaktadır.
Anayasa’nın basın özgürlüğünü düzenleyen 28.
maddesinin dördüncü fıkrasında, devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da
ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli
bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanların veya
bastıranların veya aynı amaçla basanların, başkasına verenlerin, bu suçlara
ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olacakları, tedbir yolu ile dağıtımın
hâkim kararıyla gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça
yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebileceği belirtilerek bu maddede
sayılan hallerde tedbir yoluyla ancak dağıtımın önlenebileceği vurgulanmış,
maddenin son fıkrasında ise mahkum olma koşuluna
bağlı olarak mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılma yaptırımı
uygulanabilmesine izin verilmiştir. Buna göre, anayasa koyucu sadece
mahkûmiyet kararının varlığı halinde geçici kapatmaya başka bir anlatımla
durdurmaya olanak tanımıştır. Anayasa’nın açık hüküm getirdiği konularda
yorum yolu ile özgürlük alanları daraltılamaz.
Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca,
tedbir olarak sadece dağıtımın önlenmesi olanaklıdır. Dava konusu kuralla
tedbir olarak uygulanması öngörülen onbeş günden
bir aya kadar yayın durdurma ise Anayasa’nın 28. maddesinin son fıkrasına
göre ancak mahkûmiyet halinde uygulanabilecek bir yaptırımdır.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen kuralla
uygulanması öngörülen yayın durdurmanın, bir mahkûmiyet kararına
dayanmadığı, belirli süreyle geçerli olacak bir cezaya dönüştüğü de
gözetildiğinde, Anayasa’nın 28. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kuralların iptali
gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
KARŞI OY GEREKÇESİ
1- 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6.
maddesinin iptali istenilen dördüncü fıkrasıyla 7. maddenin ikinci
fıkrasının iptalleri istenilen üçüncü ve dördüncü tümcelerinde, terör
suçlarının basın ve yayın yoluyla işlenmesi hâlinde, basın
ve yayın organlarının suçun işlenişine iştirak etmemiş olan sahipleri ve
yayın sorumluları hakkında adli para cezasına hükmolunacağı öngörülmüştür.
Buna göre, maddede belirtilen terör
suçları basın ve yayın yoluyla işlendiğinde suçun
işlenişine iştirak etmemiş olan basın ve yayın organlarının sahiplerinin ve
yayın sorumlularının yayın yapmaları nedeniyle adli para cezası ile
cezalandırılabilecekleri anlaşılmaktadır.
a) Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz;…”, üçüncü fıkrasında “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla
konulur” yedinci fıkrasında da “Ceza
sorumluluğu şahsidir”, denilmekte,
Ceza Kanunu’nda da bu düzenlemelere yer verilerek suç ve
cezanın mutlaka kanunda gösterilmesinin gerektiği, cezaların
şahsiliği ile ilgili olarak da bir suçun ancak asli maddi fail, feri
maddi fail, asli manevi fail ve feri manevi fail sıfatıyla işlenebileceği
öngörülmektedir.
İptali istenilen kurallarda tanımlanan suçların,
taksirle işlenmeleri olanaklı bulunmadığı gibi bu suçların taksirli
suçlardan olduğu da kurallarda ifade edilmemektedir. Bu durumda, suç ve
cezada kanunilik ve cezaların şahsiliğine ilişkin düzenlemeler de
gözetildiğinde, basın ve yayın organının sahibi ile yayın sorumlusu şeklinde
belirlenen iki ayrı failin, terörle ilgili suçları yayınlamak suçunu ayrı ayrı ya da birbirlerinin fiillerine ne suretle iştirak
ederek işlemiş sayılacaklarının kurallarda açıkça yer alması gerekir. Aksi
halde, yayınlama suçunu işlemeyen,
işlenişine hiçbir şekilde iştiraki olmayan kişi tek başına ya da
fiili icra eden ile birlikte ceza alacaktır. Böyle bir düzenleme ise suç ve
cezada kanunilik ve cezaların şahsiliği ilkelerine aykırıdır.
b) Basın ve yayın organlarının,
sahiplerinin ve yayın sorumlularının alt ve üst sınırları kurallarda
belirtilen adli para cezası ile cezalandırılacakları hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
devlettir.
Kurallarda,
basın ve yayın organlarının yayın kapasiteleri gözetilmeden sahip ve
yayın sorumlularının
hepsi için aynı sürede adli para cezaları öngörülmüştür. Kurallarda yer alan alt ve üst sınırlar
cezaların şahsileştirilmesine ilişkin olup, yayın kapasitelerine göre
uygulanacak yaptırımlar olarak kabul edilemez. Basın ve yayın organlarının
bütünün eşit kapasitede oldukları kabul edilerek aynı sürede adli para
cezası ile cezalandırılmak istenmesi adalet anlayışıyla bağdaşmaz. Bu
durum, hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
2- 3713 sayılı
Terörle Mücadele Kanunu’nun 5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle değiştirilen
6. maddesine eklenen fıkrada, terör örgütünün etkinliği çerçevesinde suç
işlemeye alenen teşvik, işlenmiş suçlar ve suçluları övme ve terör
örgütünün propagandasını içeren süreli yayınların, yargıç kararı ile önlem
olarak on beş günden bir aya kadar durdurulabileceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 28.
maddesinin dördüncü fıkrasında, tedbir yoluyla “dağıtımın önlenmesi”
beşinci fıkrasında “yayım yasağı” altıncı fıkrasında süreli ya da süresiz
yayınların “toplatılması” sekizinci fıkrasında da “süreli yayınların
“geçici olarak kapatılması” konuları düzenlenmiştir.
5532 sayılı yasa ile
3713 sayılı Yasa’ya eklenen 6. maddesine eklenen fıkrada belirtilen süreli
yayını “geçici olarak durdurma” yaptırımının, Anayasa’nın 28. maddesi
kapsamında yer almadığı, maddedeki “yayım yasağının” sadece yargılama
görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak için, “geçici
kapatma yaptırımı” ise mahkûm olma şartına bağlı olarak getirildiği
anlaşılmaktadır. Buna göre, iptali
istenilen kural Anayasa’da öngörülen tedbirler kapsamında bulunmamaktadır.
Yayınların on beş günden bir aya kadar durdurulabileceğini de içeren kural
ile basın yayın organlarına yönelik olarak Anayasa ile sınırlandırılan
yaptırımların yasayla genişletildiği görülmektedir. Bu düzenleme, basın
hürriyetine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle 6. maddenin dördüncü fıkrasıyla
7. maddenin ikinci fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinin tamamının ve
6. maddeye eklenen fıkranın iptali gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
KARŞIOY
GEREKÇESİ
5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle 3713 sayılı
Yasa’nın 6. maddesine eklenen son fıkrada, belirtilen nitelikteki süreli
yayınların onbeş günden bir aya kadar
durdurulabileceği öngörülmüş ve yöntemi belirlenmiştir.
Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrasında
tedbir yoluyla “dağıtımın önlenmesi”, beşinci fıkrasında yargılama
görevinin amacına uygun olarak yerine getirilmesi için “yayım yasağı”,
altıncı fıkrasında süreli ya da süresiz yayınların “toplatılması”, sekizinci fıkrasında da süreli yayınların
“geçici olarak kapatılması”, basın hürriyeti ile ilgili önlemler olarak
düzenlenmiştir. Bunlardan “geçici olarak kapatma” yaptırımı, süreli yayının
fıkrada belirtilen nedenlerle mahkum olması
koşuluna bağlanmıştır.
İptali istenilen kuraldaki yaptırımın, yukarıda
belirtilen önlemler niteliğinde olmadığı ve “geçici olarak kapatma”
yaptırımının da koşullarını taşımadığı açıktır. Bu durumda, kural anayasada
bulunmayan bir yaptırıma yer vermesi nedeniyle Anayasa’nın 28. maddesine
aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle kuralın iptali gerektiği
düşüncesinde olduğum için aksi yöndeki karara katılmadım.
Üye
A.Necmi ÖZLER
KARŞIOY GEREKÇESİ
12.04.1991 günlü, 3713 sayılı Terörle
Mücadele Kanunu’nun 6. maddesine; 29.06.2006 günlü 5532 sayılı Yasa’nın 5.
maddesiyle eklenen fıkrada; “Terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde suç
işlemeye alenen teşvik, işlenmiş olan suçları ve suçlularını övme veya
terör örgütünün propagandasını içeren süreli yayınlar hakim
kararı ile; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının
emriyle tedbir olarak onbeş günden bir aya kadar
durdurulabilir. Cumhuriyet savcısı bu kararını en geç yirmidört
saat içinde hakime bildirir. Hakim
kırksekiz saat içinde onaylamazsa, durdurma kararı
hükümsüz sayılır.” denilmektedir,
Anayasa’nın 28. maddesinde; basının
özgür olduğu sansür edilemeyeceği devletin basın ve haber alma hürriyetlerini
sağlayacak tedbirleri alacağı belirtildikten sonra, basın özgürlüğü
kapsamındaki basın ve yayın organlarına uygulanacak önlemlerde maddede
sayılmıştır. Bu kapsamda, maddenin dördüncü fıkrasında tedbir yoluyla
“dağıtımın önlenmesi”, beşinci fıkrasında yargılama görevinin amacına uygun
olarak yerine getirilmesi için “yayım yasağı”, altıncı fıkrasında süreli
veya süresiz yayınların “ toplatılması”, sekizinci fıkrasında da süreli
yayınların “geçici olarak kapatılması” önlemleri düzenlenmiştir.
Bu durumda, Anayasa’nın 28. maddesinde
hangi hallerde uygulanacağı da açıkça belirtilmek suretiyle sınırlı olarak
düzenlenen yaptırımların Yasa ile genişletilmesi mümkün değildir.
Kuralda öngörülen süreli yayının geçici
olarak durdurma yaptırımının, Anayasa’nın 28. maddesi dördüncü fıkrasında
öngörülen “dağıtımın önlenmesi”, altıncı fıkrasında yer alan “yayınının
toplatılması” kapsamında olmadığı açıktır.
Anayasa’nın 28. maddesinin beşinci
fıkrasında öngörülen “yayım yasağı” yargılama görevinin amacına uygun
olarak yerine getirilmesi, sekizinci fıkrada “geçici kapatma” yaptırımı da
süreli yayımın fıkrada belirtilen nedenlerle mahkum
olması koşullarına bağlandığından dava konusu kuralda öngörülen süreli
yayını geçici olarak durdurma yaptırımının bu koşulları taşımaması
nedeniyle yorum yoluyla 28. maddenin beşinci ve sekizinci fıkraları
kapsamında da sayılamayacağı açıktır.
Bu durumda kural, Anayasa’da basın
özgürlüğü kapsamında basın ve yayın organlarına uygulanacak yaptırımlar
dışında bir yaptırımı öngördüğünden Anayasa’nın 28. maddesine aykırıdır.
Açıklanan nedenlerle 3713 sayılı
Yasa’nın 6. maddesine, 5532 sayılı Yasa’nın 5. maddesiyle eklenen fıkranın
iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|